Sıcak bir yaz gecesiydi. Hava durgun,
gökyüzü pırıl pırıldı. Fındık ve tatil mevsimiydi. Halkın
çoğunluğu ya fındık toplamada, ya da yazlığında, köyünde,
sahilde veya doğup büyüdüğü yerleri ziyaret etmek amacıyla
şehir dışındaydı. Herkes 17 Ağustos gecesi meydana gelecek
depremden habersiz derin bir uykuya dalmıştı. 40-50 saniye
süren deprem, adeta kıyameti andırıyordu.
17 Ağustos 1999 depremi saat 03:02'de
Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın Adapazarı, Kocaeli ve Gölcük
bölümü üzerinde meydana geldi. Richter ölçeğine göre 7.4
şiddetinde ve yaklaşık 40-50 saniye sürmüştü. Resmi kayıt
böyle ama, o anı yaşayanlar için zaman daha uzun ve korkunç.
Olay, sanki kıyametin bir provasıydı...
Koca koca modern binalar, betonarme çok katlı yapılar, kapıları
ve kepenklerini sıkı sıkıya kilitlediğimiz mekanlar, çoğu
insana mezar oldu ya da birer zindana döndü. Manzara çok
korkunç ve ürperticiydi. Şehir küçük bir mahşer yeriydi
sanki. Acının, afetin, mahşerin adı, Adapazarı, Gölcük,
İzmit ve Yalova'ydı.
Konutlar, işyerleri, okullar, toz, demir
ve çimento yığını haline geldi. Kimi binalar yerle bir oldu,
kimi binaların zemin katları çöktü, yere gömüldü yok oldu.
İkinci ve üçüncu katlar zemin kat haline dönüştü. Arazilerin
ve yolların sınırları-güzergahları değişti. Binalar yollara
yığıldı ve yollar kapandı.
Marmara Bölgesi'ne bir kabus gibi çöken
deprem, yayıldığı alan, şiddeti ve etkileri açısından "asrın
felaketi" olarak nitelendirildi. ABD Ulusal Deprem
Merkezi, depremi "yüzyılın en şiddetlisi" olarak
ilan etti. CNN'e açıklama yapan Amerikalı uzmanlar, Depremin
Hiroşima'ya atılan 400 atom bombasına eşit olduğunu belirttiler.
Acı olaylar, televizyonlarda seyredildiği
ve gazetelerde okunduğu gibi değil. 1995 yılında Dinar ve
1998'de de Adana-Ceyhan depremini televizyonlarda izlemiştik.
Gerçekten "ateş düştüğü yeri yakıyormuş." Depremde
yıkılan binaları, hatta yaşamak, resimlerini göremye benzemiyor.
Anadolu Otoyolu'nun Sapanca-Adapazarı
kesiminde yer yer oturmalar, çatlaklar ve üst geçitte meydana
gelen çökme nedeniyle otoyol 4 gün süre ile kapalı kaldı.
Bu ise deprem bölgelerine ulaşımı önemli ölçüde engelledi,
yardımların ve kurtarma çalışmalarının gecikmesine neden
oldu.
Depremin ortaya çıkardığı diğer
bir olay da, Gölcük ve Değirmendere kıyılarında, deprem
sonucunda oluşan dalgaların kıyı içinde yaklaşık 100 metre
kadar ilerlemesidir. Böylece bir çok ev ve araç denize sürüklenmiştir.